TEDMEM tarafından yayımlanan “Eğitimde Yapay Zekâ: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Politika Önerileri” raporuna göre, Türkiye'de yapay zeykâ kullanan her 10 kişiden 4’ü 25 yaşın altındaki gençlerden oluşuyor. Raporda, gençlerin bu teknolojiyi sadece akademik ödevler için değil, aynı zamanda dertleşmek ve duygusal destek almak amacıyla da kullandığı vurgulanıyor.

Gençleri bekleyen iki büyük risk: Bilişsel ve duygu devri

Türkiye Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM'in hazırladığı rapor, yapay zekânın eğitim ve toplum üzerindeki dönüştürücü gücünü 11 ülkedeki uygulamalarla karşılaştırarak inceliyor. Raporda, gençlerin algoritmalarla kurduğu duygusal bağın beraberinde iki kritik tehlike getirdiği belirtiliyor. Birinci risk olan “bilişsel devir”, düşünme ve analiz süreçlerinin tamamen yapay zekâya devredilmesiyle öğrenme kapasitesinin zayıflaması olarak tanımlanıyor. İkinci risk olan “duygu ve inanç devri” ise, gençlerin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için teknoloji şirketlerine yönelmesinin, bu şirketlere milyonlarca gencin düşünce yapısı üzerinde orantısız bir güç kazandırabileceğine dikkat çekiyor.

İstanbul ve diğer büyükşehirlerdeki eğitim kurumlarında dijitalleşme artarken, raporda "Dijital Diktatörlük" kavramına da yer veriliyor. Yapay zekâ altyapısının az sayıda küresel şirketin elinde toplanması, insanlığın geleceği için ciddi bir tehdit olarak nitelendiriliyor. Güney Kore'de 2023 yılında hayata geçirilmeye çalışılan “Yapay Zekâ Dijital Ders Kitabı” projesinin veli ve öğretmen tepkileriyle birlikte okulların yalnızca yüzde 32’sinde uygulanabilmesi, bu sürecin pedagojik hazırlık olmadan yürütülmemesi gerektiğini gösteren bir örnek olarak sunuluyor.

Yapay zekâ ehliyeti ve akademik kadro sorunu

TEDMEM, lise sonunda öğrencilere yapay zekâ okuryazarlığını belgeleyen “yapay zekâ ehliyeti” verilmesini öneriyor. TED Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Teknolojiye, sunuculara ya da donanımlara ne kadar devasa bütçeler ayırırsak ayıralım; insan kaynağının eğitimine, refahına ve entelektüel gelişimine yatırım yapmayan bir ülkenin bu çağı göğüslemesi mümkün görünmüyor. Çünkü yapay zekânın asla ikame edemeyeceği tek şey, analitik düşünen ve değer üreten nitelikli insan aklının o yaratıcı kıvılcımıdır.”

Türkiye'deki akademik altyapıda ciddi bir yetersizlik dikkat çekiyor. Son yıllarda 33 üniversitede açılan yapay zekâ lisans programlarında görev yapan 221 öğretim elemanının yalnızca 26’sının profesör olduğu açıklandı. Bu verilere göre, program başına düşen profesör sayısı bir kişinin bile altında kalıyor. Raporda ayrıca, dijital erişimdeki eşitsizliğin sınıfsal uçurumları derinleştirebileceği ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması gerektiği belirtiliyor.

İstanbul gibi metropollerde teknolojik imkanlara erişimi olan öğrenciler ile olmayanlar arasındaki farkın kapanması, sosyal adaletin temel şartı olarak görülüyor. Raporun temel ilkeleri arasında; yapay zekânın tek başına eğitim kalitesini artırmayacağı ve öğretmenin bu dönüşümdeki temel aktör olduğu vurgulanıyor.