
Tufan Gündüz: Ayasofya Fethin ve Egemenliğin Sembolüdür
Eski Kültim ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nde düzenlenen panelde, Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmasının millet iradesinin bir karara dönüşmesi olduğunu belirtti. İletişim Başkanlığı Basın ve Yayın Dairesi Başkanı Dr. Zeynep Zelan moderatörlüğünde gerçekleştirilen "Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya" panelinde, yapının tarihi ve kültürel önemi tartışıldı.
Ayasofya'nın ibadete açılması millet iradesinin sonucudur
Panelist olarak konuşan Mahir Ünal, Ayasofya'nın tekrar ibadete açılmasının çok büyük bir olay olduğunu vurguladı. Osmanlı Devleti'nin sömürgeci olmadığını ve İstanbul'u işgal etmek yerine adalet dairesine aldığını ifade eden Ünal, "Bu adalet dairesine almanın nişanesi olarak da Ayasofya bizim sembolümüz, Kızılelma'mız oldu." dedi. Ünal ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milletin kendisine emanet ettiği iradeyi karara dönüştürecek cesareti gösterdiğini belirterek, "Ayasofya'nın tekrar ibadete açılması, millet iradesinin siyasette bir karara dönüşmesi ve bu kararın gerektirdiği riski alma cesaretiyle ilgilidir." ifadelerini kullandı.
Ünal konuşmasında, İletişim Başkanlığı tarafından yayımlanan "Muhteşem Mabet Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi" kitabına da değinerek, İslam medeniyetindeki tevhit, mizan ve emanet bilincinin önemine dikkat çekti.
Ayasofya bir emanettir, ruhunu ihya etmeliyiz
Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Görmez ise Ayasofya'nın 86 yıl boyunca sadece bir turizm nesnesi olarak görülmesinin ötesine geçilerek müminlerin secdeyle buluşmasına vesile olunmasını bir vefa borcu olarak nitelendirdi. Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya'yı bir ganimet değil, büyük bir emanet olarak gördüğünü hatırlatan Görmez, "Bu emaneti geleceğe taşımak, bu emanetle konuşmaya devam etmek hepimizin vazifesi." dedi.
Görmez, 2010 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı görevine geldiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptıkları ilk sohbetin Ayasofya üzerine olduğunu ve hazırlıkların zihinlerde 10 yıl sürdüğünü açıkladı. Ayasofya'nın sadece bir ibadet alanı olarak kalmaması gerektiğini belirten Görmez, yapının çevresindeki medrese, vakıf eseri, şifahane ve yetim evi gibi yapıları hatırlatarak, "Ayasofya'nın ruhunu yeniden ihya etmek mühim olan" dedi.
Ayasofya fethin ve egemenliğin sembolüdür
Araştırmacı yazar Tufan Gündüz ise Ayasofya'nın tarihsel süreçteki dönüşümüne değindi. Yapının 1204 yılında Latinlerin İstanbul'u işgaliyle Katolik kilisesine dönüştüğünü, ancak Müslümanların gelişiyle son değişiminin yaşandığını belirten Gündüz, "Ayasofya 1453'ten beri ibadethane olma özelliğini devam ettirmektedir. Fethin sembolüdür, bir devrin bittiğinin sembolüdür. Önce Osmanlı Devleti'nin sonra da Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğinin sembollerinden biridir." açıklamasında bulundu.
İstanbul'un tarihi dokusunda Ayasofya ve Sultanahmet çevresi, şehrin kültürel mirasının en önemli parçalarını oluşturmaktadır. Bu bölgedeki tarihi eserlerin korunması, İstanbul'un dünya mirasındaki yerini koruması açısından kritik önem taşımaktadır.
Yazar
İstanbul sokaklarının nabzını tutan Elif Polat, mahalle hikâyelerinden vatandaşın günlük yaşamına kadar şehrin insanına dokunan haberleri yazıyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması ne zaman gerçekleşti?+
Ayasofya'nın yeniden ibadete açılma süreci, panelistlerin ifadelerine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın millet iradesini karara dönüştürme cesaretiyle hayata geçirilmiştir. Panelde bu durumun siyasi bir risk alınarak başarıldığı vurgulanmıştır.
Mehmet Görmez Ayasofya hakkında ne dedi?+
Prof. Dr. Mehmet Görmer, Ayasofya'nın bir turizm nesnesi olmaktan çıkarılıp yeniden ibadete açılmasını bir vefa borcu olarak gördüğünü belirtti. Ayrıca yapının sadece bir cami olarak kalmaması, ilim ve hikmet ruhuyla ihya edilmesi gerektiğini ifade etti.
Tufan Gündüz Ayasofya'nın tarihi değişimi hakkında hangi bilgiyi verdi?+
Tufan Gündüz, Ayasofya'nın tarih boyunca Katolik ve Ortodoks etkisinde kaldığını ancak Müslümanların İstanbul'u fethiyle birlikte 1453'ten beri ibadethane özelliğini koruduğunu, yapının Türk-İslam egemenliğinin sembolü olduğunu söyledi.




